ALÇIDA UNUTULMUŞ KALPLER

0
101

Kapım açıktı; girebileceğin kadar. Pencerem aralıktı; bakabileceğin kadar. Avuçlarım açıktı; dualarıma sığabileceğin kadar. Hep bir yanım boştu; senin için, sana kadar. Uzun zamandır böyle yaşıyordum ben. Sen varmışsın gibi. Gelmişsin gibi. Hatta hiç gitmemişsin gibi.

Nasip ile kavga edilmez. İlk sığınacağımız bu cümleye her zaman yapacak hiçbir şeyimin kalmadığını fark ettiğim anda sarılıyorum; sımsıkı. İsteseydi girerdi o aralık kapıdan, istese penceremden uzatıp ellerini avucunda koca okyanusu getirebilirdi. Olası olsa kapatınca gözlerini görebilirdi bulutların üzerinde ismini. Günün son vapuru kıyısız kalmış insanların arasından getirebilirdi martıları bana; kanatlarında bildiğim tüm duaları taşıyan. Küçük bir çocuğun sırt çantasında duran küçük bir not anlatabilirdi tüm derdimi tüm dünyaya. Hiç bilmediğim bir sokakta, öylece adımlarımı sayarken görebilirdim insanların kirli yüzlerini veya hiç tanımadığım bir adamın gözlerinde görebilirdim hayatın içinde saklı umutları. Olası olsa olurdu. Kışın en sert günlerinde yüzümüzü parçalayan rüzgarı yenebilirdi güneşin gözlerimizi kısan parlaklığı. Yazın, hissetmek için serinliği, oturup gölgesine sığındığımız bir ağaç masallardaki bilge ağaç gibi anlatabilirdi bize evrenin sırlarını. Sonbaharda tutunduğu daldan toprağın içine gizlenen yaprakları ilkbahar geldiğinde gizlendiği yerden çıkartıp yeniden dalına kondurabilirdik; mümkün olsa.

Yürüyorum her zaman yürüdüğüm yolda. Evime gidiyorum ama aslında kendimi arıyorum. Eski beni. Yada yeni bir ben. Eğer bir şeyler yolunda gitmiyorsa belki yolunuzu değiştirmeniz gerekir demişler. Teoride doğru, pratikte de uygulayıp sapıveriyorum ilk sokaktan başka bir yola. Bilmediğim bir sokakta yürümenin verdiği tedirginlik duygusu ile son zamanlarda yaşadığım karmakarışık duyguların yarattığı farklı düşleri harmanlıyorum ılık ılık esen rüzgarda kendi içimde. Hayatımızdan bir sürü insan geçiyor. Kimine gün gelip sadece bir merhaba diyoruz, kimine kafamızı çevirip gözlerine bakacak cesareti bile bulamıyoruz. Birçok insan. Birçok arkadaş. Tanıdık birçok sima. Kimisi unutulmaya yüz tutmuş, kimisi ilk günkü haliyle gözlerimizin önünde. Yoldan geçen arabalara bakıyorum. Akşamın karanlığında hiç birini seçemiyorum, bu yüzden sadece farlarının gözümü almasına tahammül edebildiğim kadar bakıyorum onlara. Hepsi birbirinin aynısı. Eğer biri gelirde bana çarparsa işte o zaman onun bir farkı olur. İşte o zaman o marka arabayı, o renk arabayı asla unutmam. Ne alaka değil mi? Hayatımızdan da bir sürü insan geçiyor. Biz sadece bizi yaralayanı hatırlıyoruz. Bizi düşüreni anıyoruz; hiç olmadık bir şarkının nakaratına. Alçılı bir kol ile gezen biri ile alçılı bir kalp ile gezen arasında böyle bir bağ var işte benim gözümde. Göz hizasında yer almadığınız birinin yolunda yürümeyin. Avuçlarını açıp adınızı zikretmeyen birini alçılı kalbinizde daha fazla taşımayın. Bir umut gözlerinde gözlerinizi aramayan biri için bütün gününüzü O’nu anarak ve anlatarak harcamayın. Olası olsa olurdu, bakın gökyüzüne, günün hangi saati olursa olsun, kaldırın kafanızı ve bakın sonsuzluğa. Ve düşünün sizden daha önemli kim var? Olmayacak olanı, gelmeyecek olanı hatta daha önemlisi sizdeki güzellikleri görmeyecek olanı beklemeyin. Gözlerinizi kapatıp kurduğunuz hayallerin hep baş rolünde kendiniz olun. ”–mış gibi” teması üzerine ne bir hayat ne bir masal olmasın. Kapılarınız daima açık olsun, ama birinin girmesi umuduyla değil. Pencereniz her zaman aralık olsun, sadece dışarıdaki havayı hissetmek için; her gün o aralıktan rüzgarın O’nun sesini getirmesini beklemeyin, siz kendi sesinizi bir bülbülün gizli türküsüne yaklaştırın.

Olmayacak olanı beklemeyin, olanlara daha sıkı sarılın…

Yazan: Fatma Bey

Yorum Yap