MODERN ZAMANLAR ELEŞTİRİSİ ve ELEŞTİRİNİN ELEŞTİRİSİ

0
262

Modern Zamanlar filmi, 1936’da Büyük Buhran (1929)’dan sonra, ABD başkanı Rossevelt’in “new deal” politikalarını uygulamaya geçirdiği zamanlarda gösterime girer. Film, gösterime girdiği dönemin sanayileşmesiyle makineleşmesine getirdiği eleştirel bakış açısıyla dikkat çeker. Bu film, Amerikan endüstri ilişkilerine, Charlie Chaplin’in sessiz bir itiraz çığlığı anlamı içerir. Filmin çekildiği dönemde sinemada ses sistemleri etkin bir şekilde kullanılıyorken Chaplin, sesini bütün dünyaya duyurmak ve sessiz filmlerin önemine vurgu yapmak istercesine bir film hazırlar. Sesiz filmlerin; duygu, durum ve düşünceleri daha etkili anlatacağını kanısındadır. Chaplin’nin diğer filmlerinde olduğu gibi bu filmde de anlatmak istediğini ustaca beyaz perdeye aktarır, güldürürken düşündürmeyi çok iyi başarır.
Her eser, döneminin tanığıdır. Fakat Chaplin, “Modern Zamanlar” filminde dönemini de aşan bir yapıt ortaya koyar. Film, döneminin anlaşılması için çalışmalar/araştırmalar yapanlara büyük çapta görsel bir kaynak sunuyor. “Weldez de filmin en azından söylem analizi açısından gittikçe artan biçimde veri kaynağı oluşturabileceği” (Orhan, 2010: 134)ni belirtmektedir. Grace “Modern Zamanlar”ın ana temasını “teknokrasi çağı ve endüstrileşmenin insanlığın deneyimlerini doldurması; makinelerin “dizginleri” ele geçirmesi; insanlığın savaşa hazırlanması; o günlerin duyguları, kargaşalar; işlerdeki yüksek iş devri; montaj hatlarındaki monotonluklar” (Orhan, 2010: 138) olarak belirtir. Film, modern insan olma yolunda insanın, ‘insanî problemler’ine değinir.
“Endüstri ve bireysel teşebbüsün hikâyesi,
İnsanlığın mutluluğu bulma mücadelesi…”
Modern Zamanlar, işleyen bir saatin görüntüsüyle “Endüstri ve bireysel teşebbüsün hikâyesi, insanlığın mutluluğu bulma mücadelesi…” cümlesiyle başlar. Bu sahnede cümleler, adeta saati arkasına alır. Zamanın, modern insan ve oluşan sanayi toplumu için önemini belirtir. Kaybedilecek dakikaların mutluluğu bulmayı geciktireceğini bunu da üretime ve üretime bağlı olarak tüketimin etkilenmesine bağlar. Ayrıca zamanın hiç durmadan işlemesini modern zamanların gelişine atıf olarak da algılayabiliriz. Sanayi Devrimiyle birlikte herkes için aynîleşen zaman kavramı, saatlerle takip ediliyor ve insanlar da bu saatlere ayak uydurmak zorunda kalıyordur. Hobsbawm, “sanayileşme ile birlikte iş hayatının, düzenlilik, rutinlik, monotonluk kazandığını, çalışma temposunu artık makinenin belirlediğini, dakikalara ayrılmış aralıksız, kesintisiz sürdürülen bir çalışma düzeni varolduğunu” (Erdem, 2009: 55) belirtir. Marx, kapitalist toplumlarda işçilerin durumlarını “Kendilerini parça parça satmak zorunda olan bu emekçiler, öteki ticaret nesleri gibi bir metadırlar.” sözüyle belirtir.(Erdem, 2009: 75)

İngiliz Aktör, yönetmen, görüntü yazarı ve yapımcı “Charlie” Chaplin. (Fotoğraf: United Artists/Sunset Boulevard/Corbis) 

Modern Zamanlar’da vardiya değişimi sırasında işe yetişmeye çalışan işçilerle belli bir yöne giden kuzuların görüntüsü birbirini izler. İnsanların adeta sürüler hâlinde belli saatlerde, uyum sağlayarak mesaiye yetişmeye çalışmaları iradesiz, sürü olmakla eleştirilir. Modernitenin insanı, koyun gibi uysallaştırdığına değinilir. Sanayi toplumlarının ve kapitalist toplumların, “Genel İnsanlık Kalıbı, modernlik ortaya çıkmadan tüm dünya toplumlarının, birbirlerinden çok uzak coğrafyalarda da olsa ortak özelliklere sahip oluğunu, Avrupa’da meyana gelen değişmelerle Batının bu ortak özelliklerin dışına çıktığı iddiasına dayanır ” (Erdem, 2009: 104) cümlesindeki gibi olmadığını sanayileşen tüm toplumların zamanla birbirlerine benzerlik gösterdiğini, Avrupa’nın çok ötesine uzanan sonuçlar doğurduğunu ABD, Japonya, SSCB vb. çeşitli toplum örneklerinden görebiliriz. Modern Zamanlar’da etkisini gösteren Fordist üretim, insanları, tek tipleştirir; onları bir koyun sürüsü konumuna getirir ve bu durumun adı olan modernite, insanı uyumlu hâle getirme süreçleridir. Sanayi toplumları, birbirlerinden farklı olsa da temelde hepsinin birbirlerine benzemesi kaçınılmazdır. Modern zamanlarda mutluluğa ulaşmanın yolu, tek tipleşmekten mi geçer? Bu sorunun cevabı filmdeki koyun sürüsünün içindeki kara koyunu düşünerek bulunabilir.
Fordist üretimin bilim felsefesini oluşturan Taylor’dur. Henry Ford ise Taylor’un görüşlerini sanayide uygulanabilir hâle getirir. Fodist üretimin getirdiği bant modeli, zaman etütleri, parça başı ücret sistemi işçiyi belli bir kalıba sokar. Bu şekilde oluşan iş bölümleriyle çalışana işi öğretmek hem çok kolaydır hem de çok az zaman alır. Yapılacak işler basittir; beceri gerektirmez. Filmde kahramanımız Şarlo (little tramp) bir çelik fabrikasında cıvata sıkma birimi uzmanıdır. Şarlo’nun akan üretim bandı üzerinde cıvata sıkarken hapşırmasıyla birlikte bütün sistemde sorun çıkması esprili bir dille eleştirilir. Öğle yemeği esnasında yönetici, zamandan kazanmak için Şarlo üzerinde besin makinesini test eder. Bu testten sonra makineyi gereksiz bir zaman kaybı olarak niteler. Beslenme makinesiyle zaman kullanımı paranoyasının son raddesi ve olumsuz bir yönü daha gösterilir. Mesai saati geldiğinde üretim hızı daha da arttırılmıştır. Cıvata sıkma işlemini, şefin kronometresine göre yetiştirmeye çalışan Şarlo, işlemi yetiştirmek için bir anda makinenin çarkları arasına girer. Çarkların arasında hâlâ cıvata sıkmaya uğraşır. Şarlo, sürekli aynı işi yapmanın getirdiği monotonluğun birey üzerinde bıraktığı etkiyi komik bir biçimde görselleştirir. Şarlo’nun yaptığı bu iş, onda sinirsel bozukluklar meydana getirir ve sonunda rehabilitasyon merkezine kaldırılır. Merkeze kaldırılmadan önce yaşadığı sinirsel bozukluk sırasında bile mesai kartını basması işçinin psikolojik açıdan ne kadar kurgulandığını gözler önünü serer. Şarlo’nun psikolojik rahatsızlığı günümüzde ‘stres’ diye tanımlanır. Verimlilik artışı sağlayan iş bölümünün ve uzmanlaşmanın çalışanda fiziksel ve ruhsal yorgunluğa, motivasyonun düşmesine yol açtığı için verimliliğin düşmesine neden olduğu anlaşılmıştır. Psikolojik bozukluğu tedavi edilen (yani motor gibi) Şarlo, hastaneden taburcu edilir. Fakat artık işsizdir. Şarlo sokaklarda işsiz gezerken bir kamyonun arkasından kırmızı bir bayrak düşer. Ahlakçı bir yaklaşımla bayrağı yerden alır ve bayrağı geri vermek için kamyonetin arkasından sallar. Bu sırada sendikal bir eylemin en ön safhında olduğunu fark edemez. Çünkü olaylar çok hızlı gelişmektedir. Olayların bu şekilde, âniden gelişmesi, dönemin olaylara gebe, kaotik ortamını yansıtır. Sendikal eylemin en ön safhında bayrak sallayan Şarlo, komünizm propagandası yapmak ve eylemin lideri olmak suçlarıyla hapse atılır. Mevcut düzen, suçluyu-suçsuzu araştırıp ayırmaksızın cezalandırmıştır.

Şarlo, hapishanede dışardaki hayatından daha rahat günler geçirir. Uyuşturucudan sabıkalı bir suçlunun yakalanmamak için tuzluğa uyuşturucu koymasıyla birlikte gelişen olaylar sonunda Şarlo, farkında olmadan yüksek doz uyuşturucu almıştır. Kendinde olmadığı için hapishane görevlilerini koğuşa kilitleyip kaçmaya çalışan suçlulara karşı kendinde gardiyanlara yardım etme gücü bulur. Bu haldeyken bile ahlaki davranıp suçluları etkisiz hâle getirir. Gardiyanları kurtarır. Bu olaydan sonra kahraman olur. Hapisteki günleri daha rahat geçmeye başlar. Erken tahliye edilmesine karar verilir. Dışarıdaki hayatın olanaklarından hapishanedeki olanakların daha kötü oluğunu bildiği için hapishanede kalmak ister… İşsizlerin hapishanelerde daha rahat yaşadığına değinilerek İngiliz Sanayi Devrimi’yle birlikte oluşan sanayi toplumunun, kapitalist sistemin bireye getirdiği özgürlük anlayışı eleştirilir. “Kapitalist ekonomi, Sanayi Devrimi’yle gerçek gücünü ve gelişmesini kazanmıştır” (Erdem, 2009: 51) çünkü. Kapitalizm, zamanla güçlenen bir orta sınıf oluşturur. Oluşan bu yeni orta sınıfın devamında toplumlar arasında ekonomik eşitsizlikler doğar. Bu durum, modern toplumlar için bir sorun hâline gelir. Marx, kapitalist toplumlarda, burjuva ile proletarya olmak üzere keskin farklarla ayrılan iki büyük toplumsal sınıfın oluştuğundan bahseder; “Tüm toplum, giderek daha çok iki büyük düşman kampa, doğrudan birbirlerinin karşısına dikilen iki büyük sınıfa bölünür: burjuvazi ve proletarya.” (Erdem, 2009: 75) der. Chaplin, Modern Zamanlar’da Şarlo’nun serbest bırakılması için müdürün yanına götürüldüğü sahnede rahip hapishane ziyaretine gelir. Rahip, yanına eşini de almıştır; mahkumların bulunduğu yere gittiğinde karısı, müdürün odasında rahip beklemektedir. Burada Şarlo ile rahibin karısı aynı koltuğa oturmak durumunda kalır. Bu sahnede ikisinin midesinden gelen sesler duyulur. İkisinin de mide sorunları vardır ve çıkan sesleri engelleyemezler. Modern toplumun elit bir kesimine mensup olan papazın karısıyla Şarlo’nun rahatsızlıklarının aynı oluğu görülür. Toplumun farklı kesimlerinden bile olsalar insani özellikler bakımından tüm insanların birbirine benzer olduğuna gönderme yapılır. İnsanın beşeri özellikleri kontrolsüzlüğü de içerir. Filmin bu sahnesi, Romein’in “insani-beşeri gelişim yüzyıllar boyunca toplumlarda evrensel özelliklere sahip birçok davranış geliştirmiştir. Ancak sanayileşmiş ve modernleşmiş toplumlar bu genel insani kalıp özelliklerine sahip değillerdir” (Erdem, 2009: 104) düşüncesine eleştiri niteliği taşır.
Şarlo tahliye edilir. Tahliye edilirken kolay iş bulabilmesi için kendisine ‘Güvenilir’ belgesi verilir. Artık özgür olan Şarlo, birçok işe girer ama hiç bir işte kalıcı olarak çalışamaz. Bu sahne, filmin bütün meslek gruplarına yönelik bir mesaj olarak çekildiği hissi doğurur.
Şarlo, işsizliğin oluşturduğu olumsuz durumlardan kurtulmak için hapishaneye geri dönmenin yollarını arar. Hapishaneye geri dönmek için öksüz kalmış bir kızın hırsızlık suçunu üstlenir. Fakat yine hapishaneye dönemez. Nihayet amacına ulaşan Şarlo, öksüz kız ile suçluların götürüldüğü araçta tekrar karşılaşır. Bu sefer, hapishaneye dönmekten vazgeçer ve kızla birlikte kaçar. Kaçarken dinlenmek için oturdukları çimlerde kocasını işe gönderen bir kadını seyrederler. Şarlo, hemen hayal kurar. Kurduğu hayalde kızla bir evleri vardır. Şarlo, ağacın evin içine uzanan dalından meyve koparır. Süt vermesi için ineği çağırır. Fakat ineği sağmaz. İnek kendi sütünü kendi bırakıp gider. Bu sahne kapitalist sistemin üreticinin emeğini sonuna kadar kullanılmasına adeta sömürmesine yapılan bir ironidir. “Marx için kapitalist sistem, özgür emeğin satın alınarak, ona ücret olarak verilenden daha fazla değer ürettirilmesi, işçinin emek gücünü satabilecek hale gelmesi, kapitalist müteşebbisin ortaya çıkmasıdır.” (Erdem, 2009: 74) Chaplin, emeğin üreticinin elinden düşük miktar karşılığında ve çok çalıştırılarak emekçiyi mağdur edebilecek şekilde alınmasını eleştirir. Kurduğu hayalden uyanması uzun sürmez. Kızla birlikte gezerken bir mağazanın gece bekçisi aradığını öğrenirler. Şarlo, bu iş için mağazada işe başlar; işe başladığı gün gizlice kızı da mağazada alır. Mağazada hayalindeki modern yaşamın bir başka versiyonunu yaşıyor gibidir. Kızı dinlenmesi için yatırıp görev yerine gider. Mağazaya o gece hırsız girer. Gelişen olaylar sonunda Şarlo, istemeden sarhoş olur. Gelen hırsızlardan biri fabrikadan arkadaşıdır. Şarlo’ya, hırsız olmadıklarını, sadece aç olduklarını söyler. “Hatta özellikle yoksulluğun, Sanayi Devrimi’nin simgesi olan makinelerle birlikte arttığı söylenir.” (Erdem, 2009: 53) Sabah tezgâhta sızmış olarak bulunan Şarlo, işten kovulduğu gibi hapishaneye gönderilir. Şarlo hapishanedeyken hırsız kız, ikisinin de beraberce kalabileceği baraka tarzı bir ev bulur. Şarlo yaşadığı bazı olumsuzluklara rağmen bu barakayı, cennet olarak niteler. Bir sabah fabrikaya işçi alınacağını gören Şarlo, koşa koşa fabrikaya gider. Makine teknisyen yardımcısı olarak işe başlar. Bu sahnede dev makinelerin teknisyeni adeta yutması işlenir. Şarlo’nun sakarlıklarıyla teknisyen yanlışlıkla makine çarklarının arasına girer. Makine çarklarının arasından çıkamayan teknisyenin paydos yapılığında yemek yeme isteği Sanayi Toplumu’nun insan bilincini nasıl yönettiği anlatılır. Şarlo, paydostan sonra ustasını makine dişlilerinin arasından kurtarır. Böylece zamanla makinelerin esiri olan insanları, yine insanların kurtarabileceğine dair bir gönderme yapılır. Aynı zamanda “modernleşme, insanların maddî dünyalarında, teknolojik gelişmede büyük, hızlı ilerlemeler sağlamış ama hayatlarında anlam sistemlerinde aynı şeyi sağlayamamıştır.” (Erdem, 2009: 109) Filmin devamında teknisyenin kurtulmasıyla birlikte fabrika işçileri greve gider. Greve katılmak gibi bir niyeti olmayan Şarlo, eve gideceği sırada bastığı yere dikkat etmez. Bastığı yerden, grevi önlemeye çalışan polisin kafasına taş gelir. Bu yüzden Şarlo, tekrar hapse gönderilir.

Şarlo hapisteyken beraber kaldıkları öksüz kız, bir lokantada iş bulur. Hapisten çıkınca kız, onu da lokantada işe aldırır. Fakat kızın peşindeki yetimhane görevlileri kızı bulmuştur. Şarlo’nun lokantada söylediği şarkıyla yıldızı parlar. Fakat aynı gün kızla birlikte kaçmak zorunda kalırlar. Burada Şarlo’nun seslendirdiği şarkının sesini duymamız onun da kapitalist, modern toplumun bir eğlence metası hâline geldiğini düşündürür. John Berger, “Kapitalist bir toplum, imgelere dayanan bir kültür gerektirir. Satın almayı hızlandırmak, ırksal ve cinsel zedelenmeleri uyuşturmak için sonsuz miktarda eğlence sunmak zorundadır… İmgelerin üretilmesi, aynı zamana bir yönetim ideolojisi de sağlar. Toplumsal değişimin yerini imgelerin değişimi almıştır.” (Berger, 1988: 81) tespitleriyle bu durumu irdeler. Filmin sonunda Chaplin, umutsuzluğa kapılan kıza “Gülümse, umudunu kaybetme, başaracağız!” derken mesajı izleyiciye ulaştırmak ister. Filmde dikkati çeken önemli bir ayrıntı daha vardır. Film, sesiz bir sinemadır. Fakat film, boyunca sadece mekanik sesler ve yöneticinin sesi duyulur. Şarlo’nun sesini, sadece gelenleri eğlendirmek için söylediği şarkıda duyarız. Bu ayrıntıyı Kamil Orhan, iki biçimde açıklar “ilk olarak Chaplin, endüstri ilişkilerinde dengesiz bir diyalog zemini oluştuğu vurgulamaktadır. Erki elinde tutanın daha çok ‘söz hakkı’ olduğunu düşünülmektedir… İkinci olarak, Chaplin’in kendisi sesiz sinema yanlısıdır. Son sessiz filminde sesi kendi endüstrisinde (sinema endüstrisi) de gönderme yapacak biçimde patronlara vermiştir.” (Orhan, 2010: 147) Bütün bu anlattıklarımıza çok önemli bir ek yapmak zorundayız. Modern Zamanlar’da Chaplin, her ne kadar kapitalist sistemi eleştiriyorsa da sanayi toplumunun kültürel alanda en önemli sembolü sinema, endüstri alanındaysa fabrika ve makinedir. Bu durumda Chaplin, sinemada adeta bir makine dişlisi görevi üstleniyor demektir. “Günümüz medeniyetinden anladığımız sanayi uygarlığı yani kapitalizm, yani burjuva uygarlığı ise bunun üretim ilişkileri bağlamındaki altyapısının en önemli sembolü fabrika dişlileridir. Üst yapısal bağlamdaki yani kültürel alandaki en önemli sembollerinden biri de sinema makarasının peliküle geçirilen dişlileridir. Bu dişlilerin döndürdüğü makaraların birinden metalar, diğerinden onun düşleri, mantalitesi akıp gider. Biri meta fetişizminin altyapısını hazırlarken diğeri; zihinsel, ideolojik üstyapıyı üreterek star fetişizmini, modern ikonografiyi yayarak karşılıklı, ortak medeniyetlerini pekiştirir. Günümüz medeniyetini ‘Batı medeniyeti’ olarak algılıyorsak sinema, bu medeniyetin en güzide çocuklarından biridir. Ve bağrından çıktığı medeniyete en fazla hizmet eden, bu medeniyetin kültürel, ideolojik, zihinsel iktidarını yerleştirmek için en büyük misyonere dönüşmüştür. Sinema icadından tez zaman sonra sadece kayıtçı, belgeleyici, tanık olmaktan çıkıp kurmacayla kendi evrenini kurup medeniyet taşıyıcısı ve yayıcısı olarak tarihte yerini alır. Avrupa ve Amerika’da büyük bir endüstri olur. Artık karşımızda ‘sinema’ adında bir medeniyet fenomeni ve medeniyet sunumu vardır.” (Aksu, 2012: 309-310) Yüksel Aksu’nun da belirttiği gibi kapitalist sanayi toplumlarının modernleşme eleştirisini yapan Chaplin, bu eleştiriyi kapitalist argümanları kullanarak yapıyor. Buradan hareketle kapitalist sistem, kendini eleştirme imkânı vererek muhaliflerini rahatlatma ve kendini yenileyip sürdürme alanına kavuşuyor.

Yazan: Ebru Karadeniz

KAYNAKÇA:
ORHAN, Kamil, (2010); “Modern Zamanlar” Filmi ve Dönemsel Bir Çalışma İlişkileri Yorumlanması: Çalışma ve Toplum Dergisi, Sayı 24
ERDEM, Tefik, (2009); Feodaliteden Küreselleşmeye Temel Kavramlar ve Süreçler, Ankara: Lotus Yayınevi.
BERGER, John, (1988); O Ana Adanmış, İstanbul: Metis Yayınları.
AKSU, Yüksel, (2012); Medeniyet Özel Sayısı, Ankara: Hece Dergisi, Sayı 186/187/188.

Yorum Yap